APRES-COUP
APRES -COUP
NADINE CORDOVA
17 mai 2026
Herkese merhaba. İstanbul Forumu’na beni davet ettiği için teşekkür ederim; özellikle de bu daveti ileten Ceren Korulsan’a teşekkürlerimi sunarım. Bu çalışma anını sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyduğumu belirtmek isterim, zira Forumunuza ilk kez katılma fırsatı buluyorum.
EPFCL-Fransa’nın ulusal günleri kapsamında “Psikanalitik macera ve mantığı” teması üzerine bir konuşma yapmamı istediniz. Bu öneriyi üç birbiriyle iç içe geçmiş eksen üzerinden ele almak gerekiyor: psikanalizin tarihi, teori ve tedavinin kendisi. Hangisi olursa olsun, mantık bu eksenlerin içine yazılır. Lacan’ın Kurucu Metin’de “Psikanalizin etiği [onun] teorisinin praksisidir”
Bu teori ile analitik pratiği birbirine bağlayan sıkı bağı ortaya koymanın bir yoludur.
Davetiniz üzerine, başlığı “après-coup” olarak belirleyerek spontan bir yanıt verdim; fakat ulusal konferans henüz gerçekleşmemişti ve bu çalışmayı hangi yönde şekillendireceğimi bilmiyordum. Aklıma gelen fikir, Ulusal Günler’in temalarına uygun gördüğüm “après-coup” kavramını yalın bir şekilde ele almaktı. Ancak bunun ele alınmasının ne kadar zor olduğunu fark etmemiştim. Bu kavram, psikanalitik serüven ile bir psikanalizin serüveni ya da deneyimini kesiştiren muazzam bir teorik alan açıyor. Ben de bu kesişim noktasında çalışmaya çalıştım. Bu kavramın öne çıkan noktalarını ve bizim alanımızdaki önemini aktarmak istiyorum.Elbette, bu kavramla bağlantılı olan, Freud tarafından tanımlanan ve analiz edilen histerik bir özne olan Emma ve Kurt Adam gibi temel klinik vakaları da hatırlatacağım.
FREUD: APRES-COUP NUN ORTAYA ÇIKIŞI
Öncelikle şunu akılda tutalım: Freud, çalışmalarının başlangıcından itibaren bu kavramı cinsellik üzerinden tanımlamıştır ve Lacan, kendi teorilerinde bu kavramı devralana kadar bu yaklaşımını sürdürmüştür. Dolayısıyla, 1895 yılında Freud’un kaleminden, bir histeri vakasıyla ilgili olarak zarf olarak nachträglich’in ilk kez ortaya çıktığını görüyoruz. Nachträglich, aynı zamanda Almanca günlük dilinde sıkça kullanılan ve sonradan, geç anlamına gelen bir niteleyicidir. Ancak Freud, bu kelimeyi zarf olarak kullanır; a postériori bunun eşanlamlısı olabilir. Ancak, bunu tam olarak çevirmek zordur: nach, sonra anlamına gelir ve tragen fiili ise çekmek, taşımak, dayanmak anlamına gelir. Bunu kelime kelime şöyle çevirebiliriz: sonra taşımak, dayanmak.
Freud’da bu terimin isimleştirilmiş hali olan nachträglichkeit (Almancada keit eki sayesinde dişil cinsiyet kazanır) de, daha nadiren de olsa, karşımıza çıkar. Bu durum, bu kavramın Freud’un kavramsal sistemindeki önemini bize gösterir. Bu kullanımı, 14 Kasım 1897 tarihli Wilhelm Fliess’e yazdığı mektupta bulabilirsiniz. Freud ona, çocuklukta “après-coup” etkisiyle ortaya çıkan cinsel bir anının, çok daha güçlü bir cinsel boşalma olarak geri döndüğünü açıklar. Fransızca tanımına biraz sonra tekrar döneceğim. Devam edeyim. 1894’te, “Savunma Psikonevrozları” başlıklı makalesinde, Freud’un nevrozlar ve psikozlar hakkında söyledikleri beni çok etkilemişti. O, bazı öznelerde, hayatlarında “acı verici afektleri uyandıran bir olay, temsil ya da duyumla” karşılaştıklarında ve bu durum onları aşan ya da tehdit eden bir şey olduğunda, savunma süreçlerinin devreye girdiğini tespit eder. Özne o zaman bu dayanılmaz unsurları unutmaya, bastırmaya çalışır; bu unsurlar gündelik yaşamlarıyla bağdaşmaz ve/veya ahlaki değerlerine aykırıdır. Freud’a göre, bu “uyarılma yükünü zararsız hale getirmek” için özne onu başka bir yere, konversiyonlar, takıntılar, fobiler veya sanrılar gibi semptomatik tepkilere kaydırır.
Freud bundan, bir karşılaşmanın öznenin işleyemediği bir şeye işaret edebileceği sonucunu çıkarır. Henüz “après-coup”dan bahsetmeden bile, bilinçdışının işleyişiyle ilgili olan şeyin zaten ortaya çıktığını görüyoruz. 1895’te sunulan, önemli bir vaka olan Emma’dan yola çıkarak, Freud bu bilinçdışı savunma mekanizmasına “après-coup” adını verir. Bu vakayı Psikanalizin Doğuşu adlı eserde bulabilirsiniz.
Emma’nın durumunu hatırlatayım. Genç kadın takıntılı bir düşünceyle boğuşmaktadır: hiçbir dükkana tek başına girmemelidir. Bu korkuyu, ergenlik döneminden sonra, ergenlik çağından kalma ilk bir anıyla ilişkilendiriyor. Bir dükkana alışveriş yapmak için girdiğinde, iki erkeğin kıyafetleriyle alay ettiğini ve bunlardan birinden hoşlandığını anlatıyor. Panik içinde, dükkandan aceleyle çıkıyor. Ancak Freud, genç kadının anlattıklarının bu kaçışı ve onu işlevsiz kılan semptomunu açıklamak için yetersiz olduğunu düşünüyor.
Ruhsal çalışma, çocukluğundan bir olayı gün yüzüne çıkaracaktır. Emma,8 yaşındayken şekerleme almak için bir bakkala gittiğini hatırlayacaktır; orada bulunan satıcı ona gülümsemeye çalışarak yaklaşmış ve elbisesinin kumaşı üzerinden cinsel organlarına dokunmuştu. Bu olaya rağmen, oraya ikinci kez gitmişti. Daha sonra kendini bu yüzden suçlayacak ve yeni bir saldırıyı kışkırtmak istemiş miydi diye soracaktır. Ancak o zamanlar bu hadise onda hiçbir endişe uyandırmamıştı.
Fobiyi aydınlatmak için Freud, genç kadının getirdiği önemli materyallerden yola çıkarak neler olup bittiğini açıklar. Küçük kızın maruz kaldığı cinsel saldırıya yönlendiren ilişkisel bağı oluşturan iki gösteren öğeyi ortaya çıkarır; bu iki öğe, her iki sahnede de görülen kahkaha ve giysidir.
Analitik çerçevede ortaya çıkanlardan yola çıkarak Freud, mevcut semptomda çocukluk dönemine ait sahnenin anlatımıyla (görünürde bir afekt içermeyen) Emma’nın ergenlik dönemindeki sahnesi (kaygının ortaya çıktığı) arasında bir uyumsuzluk tespit eder. İşte o anda Freud, après-coup terimini ilk kez kullanır. Bu kavramla, semptom oluşumunun zamansal faktörüne dikkat çeker. Après-coup, bilinçdışının kendine özgü bir zamansallığının varlığını, belirli koşullarda özne tarafından entegre edilmemiş kalan hafıza izlerini yeniden işleyen geriye dönük bir mantığı ortaya koyar. Çocukluktaki olay ancak sonraki deneyimin ışığında anlam kazanır. Geçmiş geriye dönük olarak sabitlenir. İlk sahne, après-coup etkisiyle ikincisini de içine alır.
Bir dükkanda tek başına kalmak (her iki sahnede de görülen bu durum), ilk sahnedeki anlaşılmaz “kaçış”ın nedeni olmuştur; burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu kaçışın ikinci sahnedeki “oraya geri dönme”nin tam tersi olduğudur. Burada bir kopukluk vardı. Emma’nın fobik belirtisi, onu çocukluk sahnesine geri götüren yukarıda bahsedilen çağrışım zinciri dikkate alındığında mantıklı hale gelir. Bu tablo, histerik bastırmanın tipik bir örneğidir. Freud’a göre analiz işte bunu ortaya koyar.
Freud’un histerik hastalarla ilgili deneyimleri, onu öznenin öyküsünü yeniden inşa etmeye yöneltir. Bu, olayın après-coup olarak yeniden yapılandırılmasını gerektirir. Bu tez çocukluk döneminde, genç öznenin henüz bazı olayları işleyemediği zamanlarda, yaşamın olumsal bazı karşılaşmalarına dikkat çeker. Anlaşılacağı üzere, bastırılmış anı (2. sahne) ancak après-coup olarak bir travmaya (1. sahne) dönüşür. Peki neden travmaya? Çünkü cinsel saldırı, Öteki’nin ve Emma’nın jouissance’ını çağrıştırır (Freud “cinsel boşalma”dan bahseder). Burada bir şey düğümleniyor, bir patojenik karşılaşma ortaya çıkıyor. Freud’a göre travma her zaman cinsel niteliktedir ve psişede bir boşluktan kaynaklanan bir dehşet olarak tezahür eder. Doğru anlıyorsam, olayın ardından ortaya çıkan etki bir deliğe rastlar. Korku olmadan travma olmaz. Böylece, geçmişin izleri après-coup travma olarak geri döndüğünde, bunlar yalnızca bir korku yaratan ve o anda işlenemediği için beklemeye alınanlarla ilgilidir. Bu, Lacan’ın Wedekind’in “Bahar Uyanışı” adlı oyununa ilişkin bir yorumunda vurguladığı şeyde yankı bulur, o şöyle yazar: “Freud, cinselliğin gerçekte bir delik açtığını tespit etmiştir.”
Après-coup yoluyla, travma bir jouissance çatlağına ve “semptomda kendisini gösteren” bir boşluğa karşılık gelir. Lacan’ın troumatisme terimi burada tam yerini bulur. Buna trop-matisme’yi de ekleyebilirim (bunu, simgesel tarafından işlenemeyen jouissance fazlalığı olarak anlayın). Bu boşluk ve fazlalık (trop-matisme) kavramlarını önermemin nedeni, tüm jouissance’ın simgeselleştirmenin sayesinde ortadan kaldırılmadığını, bunun bir kısmının kalıntı olarak bir parazit gibi kaldığını hatırlatmak içindir. Bu da semptomun tedavisini karmaşıklaştırır. Freud da sonunda bunu fark edecektir.
Freud, “après-coup farkına varma” kavramıyla, öznelerin psişik yapısında kronolojik ve doğrusal olmayan, öznel bir zamansallığı ortaya koyar. Bilinçdışı bir mantığa göre işler. Bu yüzden, tekrar vurgulamak isterim ki, sorun olan olay değil, après-coup travmatik hale gelen anıdır. Anıların sadece kaydedilmediğini, aynı zamanda yeniden işlendiğini de (ki bu o kadar kolay değildir) iyi anlamak gerekir. Travmatik ve bastırılmış olan anı, semptomu üretir.
Yine de şunu vurgulamak isterim ki, nachträglich kavramı Freud’un tüm eserlerinde yer alsa da, hiçbir zaman bir kavram olarak ortaya çıkmaz ve bu konuda yazılmış hiçbir makale de yoktur. Ayrıca Freud’un çocukluk ve ergenlik dönemindeki bu cinsel olaylardan ahlaki bir yargıda bulunmadan bahsettiğini de belirtmek isterim; bu, o gün skandal olarak karşılanmıştır ve hala öyle karşılanmaktadır.
LACAN VE “APRES-COUP” ZAMANLILIĞI
Lacan ile birlikte “après-coup” kavramının psikanalitik serüvenini ve mantığını incelemeye devam ediyorum. Nitekim, Almanca nachträglich terimini “après-coup” olarak çeviren Lacan’dır; ancak o, bu çevirinin yetersiz olduğunu da belirtmiştir. Lacan’ın après-coup kavramını Freud’dan hangi bağlamda aldığını belirtmeden önce, tanımına dikkatinizi çekmek istiyorum. Günlük Fransızca’da après coup, çok geç, olay gerçekleştikten sonra, iş yapıldıktan sonra anlamına gelen bir zarf kalıbıdır. Kelime anlamıyla, bir darbenin ardından anlamına gelir.Bir darbe, ne olduğunu bilirsiniz, bedeni harekete geçirir, bir şok, bir etki yaratır. Böylece Fransızca çeviri, “après-coup”un zamansal boyutuna bedensel bir boyut da ekler. Bu önemlidir, çünkü yukarıda “après-coup”ta jouissance’nın yerini ele almıştım.
Darbe ile darbenin etkileri arasında var olan farkı ele aldık. Peki, bu ikisi arasında ne oluyor? Bir olayın geriye dönük bir etkisi varsa, après-coup’u Emma örneğinde olduğu gibi sadece iki aşamaya indirgeyebilir miyiz? Burada Freud’un bu kavramda tespit ettiği boşluğu, delikleri tekrar ele alıyorum. Bu, kesik izini (darbe ile aynı aileden olan kesik), yapısal kesik izini, gösterenin jouissance’a vurduğu darbeyi gizli bir şekilde açığa çıkarmıyor mu? Dil, jouissance’ı kesen bir etkiye sahiptir. Après-coup etki dilin etkisi olarak anlaşılabilir, yani simgeselin yarattığı kesiğin, o en başlangıçta gerçekleşen kesiğin bir sonucudur.
Bu kesik, bizi Freud’un Olgu Öyküleri’nde anlattığı Kurt Adam vakasına götürüyor. Çünkü 1953 yılında Lacan, bu vakadan Freud’un “après-coup” kavramını çıkarır. O, bu kavramın tüm önemini ortaya koyacaktır. Bu vaka, “après-coup” kavramını ve travmayı ele almak için örnek niteliğindedir.
Hatırlatmak isterim ki, Kurt Adam, derin bir depresyon içinde olduğu için Freud’u görmeye gelmişti. Freud şöyle yazıyor: “Başkalarına tamamen bağımlı hale gelmiş ve hayata uyum sağlayamaz hale gelmişti.” Tedavi durma noktasına geldiği için Freud, Kurt Adam’a analizin sona ereceği son tarihi bildirerek zaman baskısı yaratır. İşte bu noktadan itibaren analiz harekete geçer ve çok önemli bir rüya anlatısı ortaya çıkar. Hasta, 4 yaşındayken yatağında uzanmış olduğunu, odasının penceresinin açıldığını ve birkaç beyaz kurt gördüğünü anlatır. Kurtlar bir ağacın tepesinde oturmuş, ona bakmaktadırlar. Hasta, büyük bir dehşete kapıldığını ve yenilmekten korktuğunu hatırlayacaktır. Çığlık atarak uyanmıştır.
Analitik çalışma, après-coup travmatik bir ilkel sahneyi çıkarsamaya imkân verecektir. Bu sahne, Kurt Adam’ın rüya materyalinden yola çıkılarak yeniden kurgulanır; rüya, cinsel taciz olaylarının ardından gerçekleşmiştir. Lacan’ın da ifade edeceği gibi, Freud, özneye rüyasını okumayı öğretecek, ancak yorumu yapan Freud olacaktır. O, bu rüyayı “ilkel” ve patojenik olarak söylenen bir sahneyle ilişkilendirecektir: çocuk, yaklaşık 18 aylıkken ebeveynlerinin cinsel ilişkiye girdiğini gözlemlemiştir. Freud, önemli olanın sahnenin gerçekliği (gerçekleşmiş olsun ya da olmasın) değil, yeniden inşa edilen psişik değeri olduğunu vurgular. Freud’un hipotezi, bu rüyadan yola çıkarak, dört yaşındaki çocuğun bu anıya après-coup bir anlam yüklediği, travmayı yarattığı ve nevrozu tetiklediğidir.
Emma’nın durumunda olduğu gibi, travmatik durum cinsellikle ilgilidir, ancak bu durumda, Lacan’ın “çiftleşme gösterisi” ifadesini kullanırsak, bu durum skopik dürtüyü harekete geçirir. Burada, çocuğu uyandıran ve söylenen ilkel sahneye yönelik çağrışım bağlarını harekete geçiren, kurtların sabit bakışlarıdır. Yine burada Freud, daha kapsamlı ve karmaşık bir vaka ile travmatik etkinin olayın hemen ardından yer almadığını teyit eder. Kurt Adam, bu özne üzerindeki après-coup etkisini bize kesin bir şekilde aktaran bir vakadır. Metin, tabiri caizse vakayı taklit eden ileri-geri hareketlerle yazılmıştır.
Ancak asıl meseleye gelince, Lacan, Freud’un “après-coup” kavramını ele alarak, bunu, Freud’un tedavi sürecinin zamansallığında aceleci bir davranış olarak gördüğü şeyi ifade etmek için kullanır. Lacan, tedavinin her dönüm noktasında öznenin gerçekten yeniden yapılandığını belirtir, ancak bu insanın semptomunun gerçeğini kavramaya çalışırken, Freud belki deyorumlamaya çok acele etmektedir. Hasta, onun tezlerini doğrulamak için kullanılır. Freud, hastaya yeterince işleme süresi tanımaz. Görme anında, hastasını sonuçlandırma safhasına aceleyle iter ve ona anlamak için zaman tanımaz. Lacan, bu vaka üzerinden, 1945 tarihli “Mantıksal Zaman” başlıklı makalesindeki üç aşamayı ele alır. Çünkü bir analizde, anlamak için zamana ihtiyaç vardır; seansların ardışık olarak kesilmesi sonucu ortaya çıkan après-coup etkilerin, analizanı öznel hakikatiyle ve yapı ile karşılaşmaya götürmesi için bu gereklidir.
Lacan, öğretisi boyunca defalarca après-coup kavramına atıfta bulunarak ona mantıksal ve topolojik anlamını tam olarak kazandıracaktır. Eğer “après-coup” kavramı bilinçdışının özel bir zamansallığına işaret ediyorsa, bunun nedeni bilinçdışının bir dil gibi yapılandırılmış olmasıdır. O, “gösterenin après-coup eylemi”nden söz edecektir. Dolayısıyla “après-coup”, olaylara göre değil, gösterene göre yazılır; bu, dilin etkileriyle bağlantılı bir yapı gerçeğidir. İşte Lacan’ın getirdiği yenilik budur.
Bu iddiaların en somut örneğini Bilinçdışının Oluşumları başlıklı seminerde verecektir; alıntı yapıyorum: «Eğer bir cümleye başlarsam, anlamını ancak cümleyi bitirdiğimde anlayabilirsiniz. Cümlenin tanımı gereği, ilk kelimenin ne anlama geldiğini anlayabilmeniz için benim en son kelimeyi söylemiş olmam kesinlikle gereklidir”. Dolayısıyla bir gösteren ancak geriye dönük olarak anlam kazanır. “Après-coup” bunun tezahürüdür. Bunun, bastırmanın anlaşılması üzerinde sonuçları vardır; bu, Freud’un öne sürdüğü gibi basit bir savunma değil, yapısal bir nedendir. 1972’de “L’étourdit”te Lacan’ın bunu analizin sonunun mantığına dahil edeceği düşünülürse, bu “après-coup” kavramının tedavi için ne kadar önemli olduğu anlaşılır.
Yapı meselesine après-coup bir bakış açısıyla biraz daha yaklaşmak amacıyla, sonuç bölümüne önemli bir ayrıntıyı sakladım. Emma vakasına geri dönüyorum. Freud bu klinik vakayı proton pseudos başlıklı bir bölümde tanımlamıştır; bu başlık ilk yalan olarak çevrilebilir. Aristoteles’ten bu akıl yürütmeyi ödünç aldığı an, nachträglich teriminin ilk kez ortaya çıktığı andır.
Hatırlatmak gerekirse, akıl yürütme, ortak bir terim içeren iki önermeden mantıksal olarak bir önerme çıkarmaktır; tıpkı şu iyi bilinen örnekte olduğu gibi: Bütün insanlar ölümlüdür; Sokrates ise bir insandır; dolayısıyla Sokrates ölümlüdür. Ancak Aristoteles’e göre proton pseudos, yanlış bir öncül içeren ve mantıksal olarak hatalı bir sonuca varan bir akıl yürütmeyi ifade eder. Freud, Emma’da tam da psikik yapıda bağlantıyı bozan hatalı bir akıl yürütmeyi tespit eder. Après-coup, (genç kızınki gibi) çarpık bir sahnede oynanır, ancak analiz aracılığıyla diğer sahneye, yani travmatik neden haline gelen sahneye ulaştırır. “Histerik proton pseudos durumunda, hoşnutsuzluğun tetiklenmesi bir anı tarafından oluşturulur” diye yazar Freud. Yalan, hafızanın eski sahneyi, ancak geriye dönük olarak kazandığı afektif yükle yaşanmış gibi işlemesinden kaynaklanır. Lacan, Psikanalizin Etiğinde “Başlangıçta kavranamayan bir şey, ancak après-coup ve bu aldatıcı dönüşüm -pseudo-proton- aracılığıyla kavranabilir.” der.
Özne, afektlerinin kaynağına dair yanılıyor; zira yapısal olarak “bilinçdışı düzeyinde, özne yalan söylüyor”, ancak anlaşıldığı üzere bu, hakikati söylemenin bir yoludur. Özne, temel bir yanlış anlaşılma nedeniyle her zaman kendisinin gerisinde kalacaktır: iki zaman arasında bu boşluk vardır. Tedavi sürecinde akılda tutulması gereken, işte bu yapısal boşluktur, böylece Freud’un Kurt Adam vakasında yaptığı gibi, analizanların anlama zamanını engellememek için bu gereklidir.
Her ne olursa olsun, Freud’un katkısının önemini kavramak gerekir; proton pseudos kavramlarını gündeme getirerek, psikanalizin doğuşundan itibaren mantığı bu haliyle yerleştirmiştir. Bu durum Lacan’ın da gözünden kaçmamıştır. Dolayısıyla bu ilk yalan, öznenin oluşumunun temelini oluşturur.
L’après-coup ve proton pseudos, gösterenin geriye dönük oluşumu bağlamında bilinçdışının zamansallığını aydınlattıkları için birbirleriyle yakından bağlantılıdır. Bu ikilinin yapısal bir mantığı vardır.
İşte après-coup’un psikanalitik macerası beni bu noktaya getirdi.