SIGMUND FREUD

Psikanalizin kurucusu Freud, 1856 yılında Morovia’da doğmuştur. 1938 yılında Hitler’in Avusturya’yı işgaline kadar ailesiyle birlikte dört yaşında taşındığı Viyana’da yaşamıştır. Tıp kariyerine anatomi ve fizyoloji üzerine yaptığı çalışmalarla başlayan Freud, 1885 yılında Paris’e gider ve sinir hastalıkları hastanesi olan Salpetrier Hastanesi’de Fransız nörolog Jean Martin Charcot'nun yanında staja başlar. Bu dönemde Paris’te Charcot ile birlikte histerinin tedavisinde hipnozun uygulanması üzerine çalışır.

Viyana’ya döndükten sonra Josef Breuer’le histeri ile ilgili çalışmalar yapar. Breuer’in ünlü vakası Anna O. ile çalışmasında Breuer, hastasının semptomları ve deneyimleri hakkında konuşmasına izin verir. Breuer’in Yunancada “arındırıcı, temizleyici” anlamına gelen katartik yöntem olarak adlandırdığı bu tedavi ile Anna O.’nun semptomları birer birer ortadan kalkmaktadır. 1895 yılında Breuer ve Freud’un birlikte yazdıkları, Anna O. vakasını da içeren “Histeri Üzerine Çalışmalar” adlı kitap yayımlanır. Sonraki süreçte Breuer ile bazı teorik anlaşmazlıklar üzerine Freud teorisini ilerletmek için çalışmalarına yalnız devam eder. Freud bu anlaşmazlığın sonuçlarından “Yaşamım ve Psikanaliz” adlı eserinde şöyle bahseder: “Ne var ki sonradan psikanalizi geliştirip ortaya koymam, onun dostluğuna mal oldu. Bu bedeli ödemek benim için kolay olmadı; ama bu, kaçınılmazdı.”

1902 yılında Viyana’da psikanalizle ilgilenen doktorlarla birlikte başladığı Çarşamba günü toplantıları, “Çarşamba Psikoloji Cemiyeti” adıyla 1908 yılında resmiyet kazanır. Bu cemiyet, 1910 yılında “Viyana Psikanaliz Cemiyeti” adını alır. Cemiyetin 1902 yılındaki ilk toplantısına Freud ile birlikte dört doktor katılmıştır: Adler, Kahane, Reitler ve Stekel. Zamanla, ekonomi öğrencisi olan Otto Rank ve tıp doktoru olan Gustav Jung, Sandor Ferenczi, Ernest Jones gibi isimler toplantılara dâhil olur.

Freud kendi rüyalarını analiz etmeye başladığında, rüyalar, dil sürçmeleri, sakarlıklar gibi bilinçdışı oluşumlarla ilgili kavramlarını geliştirir. Devamında ise histerik hastalarıyla çalışırken, hastalarının semptomlarının altında saklanan bir anlam olduğunu ve bu anlamın temelinde bastırılmış bilinçdışı çatışmaların olduğunu keşfeder. Onun amacı bu semptomları kolayca ortadan kaldırmak yerine hastaları bilinçdışı düzeyde rahatsız eden şeyleri açığa çıkarmaya çalışarak semptomları deşifre etmektir.

Freud nevrozları tedavi ederken geliştirdiği temel kavramlardan olan semptom üzerine “Savunma Psikonevrozları Üzerine Başka Değiniler”in girişinde şöyle der: “Nevrotik semptomlar bilinçdışı savunma mekanizması aracılığıyla ortaya çıkarlar- yani bu, hastanın egosuna karşıtlık oluşturmaya başlamış olan rahatsız edici, uygunsuz bir fikri bastırma girişimidir.” [Standart Edition (ileride SE) III, 162]. Yani öznede bastırılmış bir şeye karşı, yani uygunsuz düşünceye karşı bir savunma söz konusudur.

O, semptomların kökeninde uygunsuz düşüncelerin, genellikle cinsel bir arzuyu içeren bilinçdışı çatışmaların olduğunu ve bu arzuların bastırılmasının semptomlara yol açtığını keşfeder. Bastırma, bu uygunsuz düşüncelerin ya da bu arzuların ortadan kalkmasına neden olmaz. Aksine başka bir ikame arzu ile yeni bir tatmin biçimini alır. Tabii bu durumun suçluluk, kaygı ya da can sıkıntısı gibi sonuçları olacaktır. Kısaca semptom, bu uzlaşmaların bir sonucudur. Öznenin bilinçdışına erişebilmek ve bu semptomları çözümleyebilmek için Freud, serbest çağrışım yöntemini geliştirir ve aktarımın ve yorumlamanın önemini her fırsatta vurgular.

Freud’un psikanalitik tekniğinin ve birçok temel kavramının kökenleri ilk büyük eseri olan “Rüyaların Yorumu”nda bulunabilir. Kendisi de hayatının sonuna kadar bu kitabını en önemli eseri olarak görür. Ancak birçok kâşif gibi teorisini geliştirmeye, gözden geçirmeye devam eder ve öğretisinin sonuna kadar çözülmeden kalan ve daha fazla araştırmayı bekleyen sorulara işaret eder.